Gümüş Parlak mıdır? Ekonomik Bir Bakışla Parıltının Ardındaki Gerçek Bir ekonomist, dünyaya genellikle sınırlı kaynaklar ve sonsuz istekler perspektifinden bakar. Işığın gümüş üzerinde dans eden o parıltısı bile, aslında bir “değerin” ve “kıtlığın” sembolüdür. Gümüş parlak mıdır? sorusu, yalnızca fiziksel bir merak değil; aynı zamanda ekonomik bir metafordur. Çünkü ekonomi de tıpkı gümüş gibi, yüzeyde ışıltılı görünse de altında karmaşık bir yapı barındırır. Ekonomist için gümüş, yalnızca bir maden değil; değer, güven ve beklentinin bir bileşimidir. Parlaklığı, sadece ışığı değil, aynı zamanda insanın geleceğe duyduğu inancı yansıtır. Parlaklık ve Değer: Gümüşün Ekonomik Işıltısı Ekonomik anlamda gümüşün “parlaklığı”, piyasalardaki değer algısına…
Yorum BırakKategori: Makaleler
Kurtboğan Zararlı mı? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Değerlendirme Doğanın içinde saklı olan bazı bitkiler, güzellikleriyle büyülerken ardında taşıdığı tehlikelerle de bizleri düşünmeye iter. Kurtboğan da bunlardan biridir. Latince adı Aconitum olan bu bitki, tarih boyunca hem şifa kaynağı hem de zehir olarak kullanılmıştır. Ancak bugün bu konuyu yalnızca biyolojik etkileriyle değil, toplumun farklı kesimlerinin bakış açılarını da dikkate alarak ele almak gerekiyor. Çünkü doğa ile ilişkimiz, sadece ekolojik bir mesele değil; aynı zamanda kültürel, toplumsal ve etik bir meseledir. Kurtboğan ve Toplumsal Algı: Korku, Merak ve Bilgi Arasında Kurtboğan bitkisi, yüksek oranda alkaloid içerdiği için oldukça…
Yorum BırakD Vitamini İçin Günde Kaç Dakika Güneş? Işığın Edebiyattaki İzleri ve Bedensel Bir Hikâye Bir edebiyatçının gözünde güneş, yalnızca gökyüzünde doğup batan bir yıldız değildir; o, anlatıların en kadim sembolüdür. D vitamini için günde kaç dakika güneş? sorusu bile, düz bir sağlık tavsiyesinden öteye geçer; insanın ışığa duyduğu özlemi, karanlıkla kurduğu içsel mücadeleyi anlatır. Çünkü her metinde bir güneş vardır: kimi zaman Tanpınar’ın “ışıklı sabahı”, kimi zaman Camus’nün Yabancı’sında yakıcı bir öğle sahnesi. Güneş, edebiyatın en derin metaforlarından biridir; yaşamı da, varoluşun ağırlığını da içinde taşır. Kelimenin Işığı: Edebiyatın Güneşi Bir metin nasıl kelimelerle aydınlanıyorsa, insan bedeni de ışıkla beslenir.…
Yorum BırakBağcılar Hangi İlçeye Yakın? Tarihsel Katmanlar, Kentsel Dönüşümler ve İstanbul’un Sessiz Hafızası Bir Tarihçinin Gözünden: Şehrin Nabzını Dinlemek Bir tarihçi için şehirler, yalnızca taş ve betondan ibaret değildir. Onlar, zamanın katmanlarını taşıyan canlı organizmalardır. Bağcılar’ı anlamak da böyledir. Bugün “Bağcılar hangi ilçeye yakın?” diye sorduğumuzda, aslında yalnızca bir coğrafi konumu değil; İstanbul’un son yüzyıldaki dönüşümünü, göç dalgalarını ve kent belleğini de konuşuyor oluruz. Bu sorunun cevabı, haritada değil; şehrin tarihsel damarlarında gizlidir. Osmanlı’nın Kırsalından Cumhuriyet’in Banliyösüne Bağcılar’ın geçmişi, 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanır. O dönemlerde bölge, İstanbul’un tarım alanları arasında yer alırdı. Adını, burada yetiştirilen üzüm bağlarından alır. “Bağcılar” ifadesi,…
Yorum BırakAraç Kaç km Hızla Gidiyor? Tarihsel Bir Yolculuk Geçmişe Yolculuk: Hızın Evrimi ve Bugünün Yolu Tarih, hep bir adım ileriye gitmek için geriye bakmamızı gerektirir. Bugün, her an bir araçla hızla seyahat edebilmek, çoğumuz için sıradan bir durum haline geldi. Ancak bu hız, aslında insanlık tarihinin devrimsel değişimlerinin bir yansımasıdır. Hız, insanın zamanla ve mekânla olan ilişkisindeki dönüşümün simgesidir. Araçların hızını tartışırken, sadece bugünün teknolojisini değil, geçmişin en büyük kırılma noktalarını ve bu noktaların toplumsal dönüşüme nasıl yol açtığını anlamaya çalışmalıyız. Hız, tarihin her döneminde farklı anlamlar taşımıştır. Yüzyıllar önce, insanların sadece yürüyerek veya at arabasıyla geçebildiği mesafeler, bugün kilometrelerce…
Yorum BırakAmerika’da Hesap Nasıl İstenir? Tarihin İzinde Bir Toplumsal Dönüşümün Hikayesi Bir tarihçi olarak geçmişi anlamak, bugünün davranış biçimlerini çözümlemenin en güçlü anahtarıdır. Amerika’da bir restoranda ya da kafede “hesap istemek” gibi gündelik bir eylem bile, köklerini yüzyıllar öncesine dayanan toplumsal alışkanlıklardan alır. Amerika’da hesap isteme kültürü, yalnızca bir hizmet talebi değil; bireysellik, özgürlük ve toplumsal normların şekillendirdiği bir davranış biçimidir. Kökenlere Yolculuk: Amerikan Toplumunda Hizmet Kültürünün Doğuşu Amerika’da hizmet anlayışının temelleri, 18. yüzyılda kolonilerin bağımsızlık mücadelesiyle şekillenmeye başladı. Avrupa’daki aristokratik sofra geleneklerinin aksine, Amerikan toplumu eşitlik ve özgürlük idealleri üzerine inşa edildi. Bu durum, hizmet edenle hizmet alan arasındaki ilişkiye…
Yorum BırakBir Filozofun Gözünden: Çalışan Albay Maaşı Ne Kadar? Bir filozof için her soru, görünenin ardındaki anlamı aramanın başlangıcıdır. “Çalışan albay maaşı ne kadar?” sorusu da yüzeyde basit bir ekonomik sorgu gibi görünür; fakat derinlemesine düşünüldüğünde, bu soru bizi etik, epistemoloji ve ontoloji gibi felsefenin temel alanlarına taşır. Çünkü maaş yalnızca bir gelir değil, değerin, sorumluluğun ve varoluşun sembolik bir ölçüsüdür. Etik Açıdan Maaş: Adaletin Değeri Üzerine Etik, insanın doğruyu arayışıyla ilgilenir. O hâlde şu soruyla başlayalım: Bir albay ne kadar maaş almalıdır? Bu soru, yalnızca bütçe ve devlet politikalarıyla değil, adalet duygusuyla da ilgilidir. Bir albay, yaşamını disipline, sorumluluğa ve…
Yorum BırakKanser En Çok Neyi Sever? Rahatsız Eden Cevap: İhmalkârlık, Eşitsizlik ve Sessizlik Kusura bakmayın ama yumuşatmayacağım: “Kanser en çok neyi sever?” sorusunun cevabı bir tabak şeker ya da tek bir “suçlu besin” değil. Kanser, en çok bizim boş bıraktığımız alanları, görmezden geldiğimiz sinyalleri ve “sonra baktırırım” dediğimiz anları sever. Tartışmayı baştan keskinleştireyim: Bu hastalığın en iyi müttefikleri gecikmiş tanı, bilgi kirliliği ve politik ihmal. Şimdi, samimi ama cesur bir sohbet açalım—çünkü konfor alanında kalarak hiçbir savaş kazanılmadı. Özet: Kanser “gıdaları” değil, gecikmeyi, eşitsizliği ve yanlış bilgiyi sever. Kanser En Çok Neyi Sever? Yanlış Sorudan Doğru Cevaplara “Kanser şunu sever, bunu…
Yorum BırakMutlak ve Göreli Ne Demek? Öğrenmenin Dönüştürücü Gücü Üzerine Pedagojik Bir Yolculuk Bir eğitimci olarak her zaman şuna inanırım: öğrenme, yalnızca bilgi edinme süreci değil; dünyayı, başkalarını ve kendimizi yeniden anlama biçimidir. Her öğrenci, aynı konuyu farklı şekillerde kavrar; her sınıf, aynı bilgiyi kendi bağlamında yeniden üretir. Bu yüzden eğitim, mutlak bir doğrular dizgesi değil, göreli anlamların dans ettiği bir süreçtir. Bu yazıda “mutlak ve göreli” kavramlarını yalnızca felsefi terimler olarak değil, öğrenmenin doğasına ışık tutan pedagojik kavramlar olarak ele alacağız. Çünkü öğrenme ortamı, tam da bu iki kavramın kesişiminde şekillenir: sabit bilgilerle değişken yorumların buluştuğu yerde. Mutlak Bilgi: Öğrenmede…
Yorum BırakHey Onbeşli Türküsünün Hikayesi: Bir Aşk ve Acı Hikâyesi Tarihin Derinliklerine Yolculuk: Hey Onbeşli’nin Kökenleri Türk halk müziği, geçmişten bugüne halkın duygularını, yaşamını ve toplumsal olayları yansıtan güçlü bir anlatım biçimi olmuştur. Her bir türkü, dinleyicisine yalnızca melodisini değil, aynı zamanda o dönemin izlerini, acılarını ve sevinçlerini de aktarır. “Hey Onbeşli” türküsü de bu türkülere örnek teşkil eden ve halkın acılarını, genç yaşta giden bir askerin hikâyesini anlatan etkileyici bir parça olarak hafızalara kazınmıştır. Peki, “Hey Onbeşli” türküsünün hikayesi nedir? Bu türkü hangi toplumsal koşullar altında doğmuştur ve bugün ne anlam taşımaktadır? Türkünün İçindeki Hikâye: Aşk ve Ayrılık “Hey Onbeşli”,…
Yorum Bırak